Bazi zamanlar olur sizin kendinizin kendinize bile engel olamayip yasadiginiz anlar...
Kimi zaman bir yalnizligin sonucudur, kimi zaman kalabaliklarin ama en cok size aittir o anlar.
her nefesi her saniyesi.
O anlardan birini paylasiyorum sizlerle...
Siz hic dilek dilediniz mi,
yureginizdeki istek kutusunu hic araladiniz mi?
Hic denemediyseniz bu yaziyla bir kez olsun, deneyin sadece bir kez...
Bir dilek diledim ben, herkesin dileklerde bulundugu O, cok ünlü 'aşıklar çeşmesinin' önünde.
O, dilek öyle ayrıntılı bir dilekti ki.
'Dedim ki elli iki haftalık bir yılda elli iki kitap okuyayım, kimsenin kalbini kırmayayım ama bir tane kalbi sürekli şehvetle tutkuyla anayım.
Üç yüz altmış beş gün gülümseyim, para kazanayım kendi kokumu kendi paramla satın alıp, 'özgürlüğün kokusu' diye ruhuma bedenime sıkayım.
Özgür olayım, asla diğerlerine onlarin kurallarına, yasaklarına benzemeyim.
Benim gülüşüm kimseninkine benzemesin, ben benimkine benzemeyen bir gülüşe tutulayım. Benimkine benzemeyen bir ele dokunayım.
Kimseler duymasın benim özgürlüğümü, ama herkes bilsin görsün istedim o dilek suyunun büyüsünü...
Ben,o dileği dilerken sonunda 'amin' dedim, insanlar sesli güldü,
'olur mu ya' öyle dediler.
'Olsun', diye bir de sübhaneke okudum.
Sübhanekeyi ezbere bilmem takıldığım yerleri uydurdum.
Bir bozuk para attım havuza arkam dönük kuralına göre.
Attığım para heykelin burnuna çarpmış sonra yana sıçramış suya düşmemişti, ne yalan söyleyim, dedim :
'kabul olmaz bu dilekler ne suya düştü param, ne de doğruydu duam.'
Işte daha fazla sözle uzatmadan gördümki neyi nasıl istediysem geldi.
Çok mu güzel istemiştim yada zaten benim olani mi beklemiştim bilinmez tek bilebildigim , istemeyi bilin kuralsizca masumca ve bazen inanmasaniz bile isteyin.
Kurulan hayaller, hedefler hep siz isteyin diye kalbinizdeler...
Eee hadi beklemeyin, isteyin belki birazdan gelecekler..
Hayaller hedefler...
A.
Mesafelerin Olmadıgı Yer
5 Kasım 2014 Çarşamba
Tek sayılı çifte mutsuzluklar.
Duygular söz konusu ise her zaman bir taraf biraz daha ağır basar mı? Yani imkansız mı iki insanın aşkının eşit ölçüde olması. Yoksa sevgiyi ölçmek kökten saçma bir fikir mi?
Değil aslında.
Siz de içten içe biliyorsunuz her şeyi bir başka şeyle kıyaslıyoruz.Konu aşk ise hep bir taraf geride kalıyor.Diğer tarafsa fedakarlıklar,görmezden gelmeler,kabullenmeler arasında boğulup gidiyor.
Sayı ikiyse,kıyas kaçınılmaz bir son zaten.Hangimiz daha çok seviyor,en çok anneni mi seviyorsun babanı mı,et mi sebze mi,beni mi daha çok sevdin onu mu,sayısal mı sözel mi gibi soruların cevaplarının hep tek sayılı bir cevapla son bulması bekleniyor.Genelde de beklenildiği gibi oluyor zaten.
Konudan sapmayayım.Bugün aklımı yorduğum şey mutlu sonlar.
Yani beklenti hep bu yönde ama olmalı mı derseniz hayır derim. Her güzel şey mutlu sonla bitmemeli,bitmez de zaten. Bazen duygular,anılar,sözler yanıltıcı olabilir.Mutsuz sonlar sizi alıp bambaşka bir yere götürüp bırakabilir.
Kadere sitem de bir yere kadar.
Milena onun gibi sevmedi mesela.Bahanelerin ardına sığındı.Böyle büyük bir aşkı mektuplarda bıraktı.Hiç bir zaman vücut bulmadı,mutlu sonla bitmedi ama onun bu yılda dahi bu denli okunmasında sevilmesinde büyük pay sahibi oldu.On adım yürüyen bir adama bir adım da o sağladı. Kafka öldü,aşkı bizle kaldı.Milena için yüreği dağlanırken hiç aklına gelir miydi şu an onunla ilgili atıp tutacağımız.
Yani diyeceğim o ki,
Belki de sizi siz yapan o bıktığınız acıdır
Belki de her şey mutlu sonla bitmemelidir
Ve belki de onunla kurmadığınız bir hayat bu dünyada başınıza gelen en güzel şeydir.
Bazen mutsuz bir son,mutlu bir ömür getirir.
Y.
22 Ekim 2014 Çarşamba
AMA YEDİNİZ YA ÖMRÜMÜZÜ!
Geldik gidiyoruz bir gün yüzü göremedik göremeyiz de şu hayatta.Kadınız ya!
Milyonların içinden sıyrıl,en önde koş,parçala kendini atla anneciğin karnına.Dokuz ay dediğin nedir ki yatar çıkarız Allah büyük!
Milyonların içinden sıyrıl,en önde koş,parçala kendini atla anneciğin karnına.Dokuz ay dediğin nedir ki yatar çıkarız Allah büyük!
Yattık da,günü gelince attık kendimizi dışarı.Dünya varmış oh be dememi bekliyorsanız daha bayağı bir beklersiniz.26. yılındayım oksijenle tanışmamın,henüz bir oh çekemedim.Onun yerine irili ufaklı boy boy of'larım oldu.Yıllar su oldu aktı.İlkokula kadar kreşti ana okuluydu çok bir şey anlamadan geçti.Beş sene okuduk yazdık,mavi önlüğün hakkını verdik.Beslenmemize muz,kivi,salam,sucuk götürmedik.Yumurta getirdiler,kan kustuk kızılcık diye yedirdik.Çarpım tablosu döne döne çarptı hepimizi yine de ses etmedik.Beş sene geçti sekiz yıllık eğitim geldi.Ergenliğe adımı kolejdeymişiz gibi giy panpa modunda kareli eteklerle attık.Beslenmenin yerini kantin yolu aldı.Derken önümüze LGS (Liselere giriş sınavı) çıktı.Beş günü sabahtan akşama okulda geçirdiğimiz yetmiyor gibi hafta sonlarını da dershanelerde geçirdik.O zamanın zorunluluğu Anadolu Lisesi'ydi.Yemedik içmedik çalıştık.Çünkü düzen buydu.İyi bir üniversiteye girebilmek için anadolu lisesinde okumak şarttı.Ben kazanamadım.Hatta çok kötü bir lisede okudum.Dersler,yazılılar derken korkulu rüya geldi çattı.ÖSS!
Bu sefer dershanede yaşamaya başladık.Onun stresi bir yandan eşin dostun darlaması bir yandan ayıldık bayıldık.Eee nasıl gidiyor deneme sınavları,nereleri yazacaksın,bak Ayşe'nin kızı şurada okuyor,Fatma'nın oğlununki gibi bir bölümde oku,çok iyi bölüm o,öğretmenlikten başka bir şey yazma.Kadın için en ideal meslek,hem üç ay yaz tatili var,yattığın yerden alırsın maaşını oh miss!
Nereden biliyorsun teyzecim? Sen de mi aynı bölümden mezundun? Ben seni tanıdım tanıyalı evde kısır yiyosun o nolcak? Demedim,diyemedim.Neyse bir şekilde kazandık üniversiteyi,şu bölüm ya da bu okul farketmez.Bir ilim irfan yuvasından (!) attık içeri adımımızı.Tatillerde aileyi ziyaret etmeye gittiğimizde tüm eş dost asker uğurlar gibi toplandık.Her kafadan farklı soruları dinledik,şaştık,dişimizi sıktık.Kaç dersten kalmıştık,bu bölümü neden seçmiştik,bitirince ne olacaktık,yurtta kalıyorduk değil mi çünkü tek başına bir kız evde kalmamalıydı,yurt en iyisiydi. Kendi işinize bakın demedim,diyemedim.
Bin bir emekle,sıkıntıyla attık kepleri.Bu sefer başladı iş bulma telaşı.Bulamadık tabi.Baba evinde sarı ilanlar,beyaz yakalar,kara geceler içinde rengarenk günler geçirdik.Düğün davetiyeleri bir bir çalmaya başladı kapıyı.Aldık altınımızı gittik hanım hanım.Halaylar,misketler,kaşık havaları arasında senin aklına nereden geldi teyzecim benim ne zaman evleneceğim? Hepimizi sıraya mı koydun? Ama yaşımız geçiyordu,falanca kızın çoktan çocuğu olmuştu,erken anne olmak lazımdı,belli bir yaştan sonra beni de alan çıkmazdı,kalırdım öyle ortada. Koyun muyuz biz teyze demedim,diyemedim.
Düğünlerden de kaçtım,soğudum,nefret ettim.
Derken sevdim,sevildim.Sonunda herkesin benden fazla beklediği,adaklar adadığı,dualar ettiği an geldi,evlendim.Nişanı kız evi yapmalıydı,yatak odasını kız,salon takımını erkek tarafı almalıydı.Her şey bir yana set takılmazsa olmazdı.Kısacası düğün zamanı başımızdan geçen felaketleri değil buralara,dağa taşa yazsam bitiremem.
E tabi evlendik ya level atladık artık.Ne zaman evleneceksin,darısı sana kızzzzz cümleleri bitti,bana çöktü bir huzur.
Fazla sevinmemem gerektiğini akraba ziyaretlerinde öğrendim.Ev kira mıydı,kiraysa ne kadardı,maaşımız ne kadardı,o kadar çok kira mı ödenirdi,gençken ev sahibi olunmalıydı,ev almalıydık,ödenir giderdi,arabamız da yoktu,düğünde takılan altınlar bozdurulup bir araba alınmalıydı,bu devirde arabasız olmazdı. Amca senin tuzun kuru,sen İstanbul ne demek biliyon mu demedim,diyemedim.
Şimdi gündemde bebek var tabi! Doğuran arkadaşlarımı da tenzih edemeyeceğim.Darısı başınalar,yakınlarımızın imalı cümleleri artık canımdan bezdirdi.Ya size ne ben anlamıyorum ki,belki çocuğum olmuyor,belki paramız yok,belki de böyle rezil bir dünyaya çocuk getirip onun da başını yakmak istemiyoruz. Bunları da demedim tabi. Hayırlısı dedik geçtik. Zaten hamileyim desen cinsiyet problemi,erkek olsun soyum yürüsün muhabbeti,sonra ikinci ne zaman soruları...
Hayat bir yandan sizin gibiler bir yandan ağız tadıyla yaşayamadık gitti.Ne gördüyseniz bize de dayattınız,yediniz ömrümüzü.Bi bitmediniz,sağolmasın canınız!
y.
20 Ekim 2014 Pazartesi
korkuyorum.
07.00 Murat'ın alarmı çalıyor.Göz kapağım bir aşağı bir yukarı ağır ağır harekette.Üc kere erteledi alarmı,aklıma takılıyor başka neleri erteliyoruz hayatta.Cevaplarin çokluğundan korkup unutuyorum bu mevzuyu..
08.15 Her şeyi alel acele yakalamaya çalışıyoruz. Kapidan çıkarken üst komsularimizla karşılaşıyoruz.Gunaydin bile demiyoruz birbirimize. Sessizce onlarin gitmesini bekliyoruz.Komsu ne demekti?
08.45 Fakülteye vardığımda her yerde karinca gibi calisan öğrenciler,hummali bir kosusturma içindeler.Ders icin şenlik için konferans için değil.Iyiden iyiye mesrulastirdiklari eylemler için.Okul bahçeleri kan, cevik kuvvet, gözaltı icin miydi?
10.20 Ders arasinda eve gelebildigim icin şanslı hissediyorum kendimi.'Laleli'den dünyaya doğru giden bir tramwaydayim' diye geçiriyorum içimden. Ya da tramway mi tum dunyayi Laleli'ye getirmişti? Öyleydi sanırım,yoksa ayni dili konusmayan ve birlikte kardeşçe yaşamayı bilmeyen bunca insan nasıl gelebilirdi bunca zamanda şuncacik bir mekana?
11.00 Insanin evi gibisi yok.Huzurun varsa sahipsin her şeye.Bos valiz bana bakiyor, e hadi der gibi.Gormezden geliyorum.
Çayimi demliyorum, okuyorum iki satır. Hic bir kitapta, edebiyatta, haberde, insanda ve hatta 4 kitapta bulamıyorum bu sorularin cevabını.
Korka korka çıkıyorum evden.Sokakta yurumekten, o tramwaylara binmekten, aksam sevdigimi gorememekten, kendi akibetimden korkuyorum.
y.
İnsan isterse bir yol bulur.
Odanın dört duvarla çevrili olduğunu açıklamalı mıyım? Nasıl olur bu? Duvarla çevrilmek? Nasıl çıkabilirim odadan? Durum şu: Insan isterse bir yol bulur. Irade güçlü olunca her şey fethedilebilir. Bir kapı hayal etmem yeter, tıpkı çocukluğumun mutfagindaki gibi demir kulplu ve sürgülü, eski,dost bir kapi.Duvarla cevrili olsa da, boylesine guvenilen bir kapının açamayacagi hiçbir oda yoktur, önemli olan insanın böyle bir kapının var olduğunu düşünecek kadar gücü olmasıdır.
Bruno Schulz.
Y.
İncelikler yüzünden..
Çok zor.
Ne kadar çabalarsan o kadar dibe battığını görüyorsun.
Herkes gün geçtikçe biraz daha sığlaşmıyor mu?
Aksini iddia eden varsa buyursun.
Hesapsız kitapsız olduğu gibi yaşayamadık gitti.
Zaten başımızı kaldırıp baksak şöyle sevici gözle etrafa
Mutsuz insanların çoğunun ruhundaki inceliği görürüz.
Kendini kendinden başka herkese adayan o insanları..
Ama
Bakmıyoruz.Kendimizden başka hiç bir şeyi sevmiyoruz.
Söz veriyoruz ama kalmıyoruz birbirimizde bir ömür.
Çok zor.
Dostumuza doğum günü hediyesi alırken geçen sene sana ne aldığını düşünüyoruz.
Düğünde altın takacaksın ama o bize çeyrek taktıydı diye hayıflanıyoruz.
Evine gelen misafirin ikramını bile hesaplıyoruz.
Yapıyoruz değil mi canım kardeşim?
Çoğalırken yokolabilen tek varlıktır insanoğlu.
İncindik,incitildik derinden
Elde kalan bizim gibi bir avuç insan da
''İncelikler yüzünden
Belki daha çok üzüldü..''
Ama siz yine de incelikli davranın diyor Sertab.
Maharet ölçüsünü ayarlayabilmekte.
Y.
Hoşbulmak için..
Paylaştıkça çoğalttığımız sevgimizi,dostluğumuzu,güvenimizi gördükçe neden başka insanlarla da paylaşmıyoruz fikri geldi çöktü içimize.
Artık içimizde tutamadıklarımızı bir yerlere dökmek şart olmuştu.
Öyle bir yer ki herkese kapısı açık,
Mesafeleri uzak kılmış,
İçinde tüm dünyayı barındırmış.
Kötü duygulara kapalı,
Sıcacık bir çay bir kahve tadı..
Benim gibi,senin gibi,bizim gibi işte..
İnşallah hoşgelmişizdir.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)








